• tr Türkçe
  • pt-br Português
  • it Italiano
  • fr Français
  • es Español
  • en English
  • de Deutsch
  • ar العربية
Çarşamba, Haziran 3, 2026
  • Login
UIT-CI
  • Inicio
  • QUIÉNES SOMOS
    • ¿Qué es la UIT-CI?
    • DONDE ENCONTRARNOS
      • Argentina – Izquierda Socialista
      • Bolivia – ARPT Alternativa Revolucionaria del Pueblo Trabajador – Fuerza
      • Brasil – Corriente Socialista do Trabajadores (CST)
      • Chile – Movimiento Socialista de las y los Trabajadores
      • Colombia – Colectivos Unidos
      • Estado español – Lucha Internacionalista
      • Estados Unidos – Socialist Core
      • México – Movimiento al Socialismo
      • Panamá – Propuesta Socialista
      • Perú – Partido de los Trabajadores Uníos
      • Portugal – Trabalhadores Unidos
      • República Dominicana – Movimiento Socialista de Trabajadoras y Trabajadores
      • Turquía – Partido de la Democracia Obrera
      • Venezuela – Partido Socialismo y Libertad
    • SITIOS DE INTERES
  • SECCIONES
    • ARGENTINA
    • BOLIVIA
    • BRASIL
    • CHILE
    • COLOMBIA
    • ESTADO ESPAÑOL
    • ESTADOS UNIDOS
    • ITALIA
    • MEXICO
    • PANAMA
    • PERU
    • PORTUGAL
    • REPUBLICA DOMINICANA
    • TURQUIA
    • VENEZUELA
  • MUNDO
  • TEMAS
  • TEORIA
  • DECLARACIONES
  • PUBLICACIONES
No Result
View All Result
  • Inicio
  • QUIÉNES SOMOS
    • ¿Qué es la UIT-CI?
    • DONDE ENCONTRARNOS
      • Argentina – Izquierda Socialista
      • Bolivia – ARPT Alternativa Revolucionaria del Pueblo Trabajador – Fuerza
      • Brasil – Corriente Socialista do Trabajadores (CST)
      • Chile – Movimiento Socialista de las y los Trabajadores
      • Colombia – Colectivos Unidos
      • Estado español – Lucha Internacionalista
      • Estados Unidos – Socialist Core
      • México – Movimiento al Socialismo
      • Panamá – Propuesta Socialista
      • Perú – Partido de los Trabajadores Uníos
      • Portugal – Trabalhadores Unidos
      • República Dominicana – Movimiento Socialista de Trabajadoras y Trabajadores
      • Turquía – Partido de la Democracia Obrera
      • Venezuela – Partido Socialismo y Libertad
    • SITIOS DE INTERES
  • SECCIONES
    • ARGENTINA
    • BOLIVIA
    • BRASIL
    • CHILE
    • COLOMBIA
    • ESTADO ESPAÑOL
    • ESTADOS UNIDOS
    • ITALIA
    • MEXICO
    • PANAMA
    • PERU
    • PORTUGAL
    • REPUBLICA DOMINICANA
    • TURQUIA
    • VENEZUELA
  • MUNDO
  • TEMAS
  • TEORIA
  • DECLARACIONES
  • PUBLICACIONES
No Result
View All Result
UIT-CI
No Result
View All Result
Home Öne Çıkanlar / destacable

Küresel Sumud Filosu katılımcısı Görkem Duru: “Sahte barış planı adı altındaki normalleşmeyi kabul etmiyoruz”

by UIT-CI
Haziran 3, 2026
in Öne Çıkanlar / destacable
0
Küresel Sumud Filosu katılımcısı Görkem Duru: “Sahte barış planı adı altındaki normalleşmeyi kabul etmiyoruz”
0
SHARES
0
VIEWS
Share on FacebookShare on Twitter

İşçi Demokrasisi Partisi Merkez Komite Üyesi ve İşçilerin Uluslararası Birliği-Dördüncü Enternasyonal (İUB-DE) Uluslararası Yürütme Kurulu Üyesi Görkem Duru ile Küresel Sumud Filosu katılımını ve bu organizasyonun Filistin mücadelesi açısından önemini konuştuk.

Son iki yıldır Küresel Sumud Filosu organizasyonunun içinde yer aldınız. Bu organizasyonun Filistin mücadelesi açısından anlamını ve katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz? İUB-DE ve İDP’nin bu organizasyona politik desteğini ve filoya katılım kararınızı belirleyen faktörler neler oldu?

Aslında filo organizasyonları, Siyonist varlığın Gazze’ye dönük illegal ablukasının başladığı 2007 yılından bu yana, bu ablukayı yıkarak insani yardım malzemelerinin bölgeye girişini sağlamak adına defalarca kez düzenlendi. 7 Ekim 2023’ten beri, Siyonist varlığın uyguladığı soykırım ve işgalin yeni bir aşamaya geçişiyle birlikte filo organizasyonu da uluslararası anlamda çok daha kapsamlı bir karaktere büründü. Özellikle Küresel Sumud Filosu’nun üst üste iki yıl, dünya tarihinin en büyük sivil filosu olarak örgütlenebilmiş olması bunun en açık göstergesi.

Dediğiniz gibi, ben de son iki yıldır organizasyonun içerisinde yer aldım. 2025 misyonunda Gazze’ye doğru yola çıkan gemilerde yer alamasam da Tunus’ta karadaki hazırlık sürecine aktif olarak katıldım. Bu yıl ise hem Küresel Sumud Filosu Türkiye Komitesi Kampanya Koordinasyon Grubu üyesi olarak filonun hazırlık sürecine dahil oldum hem de ablukayı yıkmak için yola çıkan gemilerde organizatör olarak yer aldım.

Çünkü Küresel Sumud Filosu organizasyonunun Filistin mücadelesi açısından birçok anlamı ve katkısı olduğunu düşünüyorum. Bunlardan bir tanesi, filonun, 7 Ekim 2023’ten bu yana, Filistin mücadelesiyle dayanışmak, ablukayı yıkmak, insani yardım malzemelerini Gazze’ye ulaştırmak, işgal ve soykırımı sona erdirmek talepleri etrafında örgütlenen en büyük enternasyonal kampanya oluşu. Şöyle düşünün: Bu dört talep, 50’yi aşkın ülkeden farklı siyasi eğilimlere sahip 500’den fazla katılımcıyı -sadece gemilerde yer alanları düşünmeyin, işin bir de hazırlık sürecinde yer alanları ya da gemiler yola çıktıktan sonra sürece karadan destek olmayı sürdürenleri var- bir eylem birliğinin parçası kılabiliyor. “Acil talepler etrafında en geniş birlikteliği yaratmak.” Devrimci Marksist, enternasyonalist siyasette bu formül çokça zikredilir. Filo aslında bu formülün fiiliyata geçen en temel örneklerinden bir tanesi.

Filistin direnişinin, dünya halklarının emperyalist, kapitalist sömürü düzeninden kopuş mücadelesinin atardamarlarından biri olduğuna inanıyoruz. Ve bu uğurda gerçekleştirilen en geniş eylem birliğinin içerisinde yer almanın, suç ortaklığı yapan ikiyüzlü kapitalist hükümetlerin politikalarının teşhirinin ve seferberliğin sürekli kılınabilmesinin kritik önemde olduğunu düşünüyoruz.

Benim adıma organizasyonun Filistin mücadelesi bakımından bir diğer önemi de şu. İki buçuk yılı aşkındır canlı canlı bir soykırıma tanıklık ediyoruz. Ve Siyonist varlığın soykırım ve işgali sürdürmesinin en temel dayanağını hükümetlerimizin ikiyüzlü politikaları ve suç ortaklığı oluşturuyor. Siyonist varlıkla, onun Nazi rejimiyle devam eden diplomatik, askeri, ekonomik, akademik her türlü ilişkinin doğal sonucu Filistin’de soykırımın sürmesi oluyor. Tam da bu anlamda filonun, hükümetlerin suç ortaklığını ve ikiyüzlü politikalarını teşhiri ve dünya halklarını buna karşı da seferber olmaya davet ediyor oluşu oldukça kritik. Evet, Filistin mücadelesinin insani ve duygusal bağlamı oldukça önemli ama şunun altını çizmek istiyorum. Soykırımın ve işgalin sürüyor oluşu kapitalist hükümetlerimizin politik tercihlerinin sonucu ve tam da bu nedenle politik mücadeleyi de zorunlu kılıyor.

İşçilerin Uluslararası Birliği-Dördüncü Enternasyonal olarak Küresel Sumud Filosu’nun içerisinde yer alışımızın temel faktörlerini de yukarıda sıraladığım perspektif oluşturuyor. Enternasyonalimizin Türkiye partisi, benim de üyesi olduğum İşçi Demokrasisi Partisi ve Arjantin seksiyonumuz Sosyalist Sol’dan yoldaşlarımız iki yıldır filoda aktif olarak bulunuyoruz. Yine İspanya Devleti kardeş partimiz Enternasyonalist Mücadele ve Brezilya kardeş partimiz Sosyalist İşçi Akımı’ndan yoldaşlarımız da ülkelerindeki Küresel Sumud Filosu komitelerinin aktif bileşenleri.

Çünkü Filistin direnişinin, dünya sınıflar mücadelesinin merkezi noktalarının başında yer aldığına ve dünya halklarının emperyalist, kapitalist sömürü düzeninden kopuş mücadelesinin atardamarlarından biri olduğuna inanıyoruz. Ve bu uğurda gerçekleştirilen en geniş eylem birliğinin içerisinde yer almanın, suç ortaklığı yapan ikiyüzlü kapitalist hükümetlerin politikalarının teşhirinin ve seferberliğin sürekli kılınabilmesinin araçlarının inşa edilebilmesinin kritik önemde olduğunu düşünüyoruz.

Yola çıktıktan sonra uluslararası sularda Siyonist varlığın işkence gemisinde alıkoyuldunuz. Hükümetler yıllardır soykırıma seyirci kaldıkları gibi buna da seyirci kaldılar. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Açıkçası yıllardır soykırıma, Filistin halkının gördüğü işkenceye karşın sessizliğini koruyan hükümetlerden bizlerin maruz kaldığı işkenceye -ki bu, Filistin halkının yaşadığının yanında hiçbir şey kalıyor- ciddi bir tepki vermelerini ben bireysel olarak beklemiyordum.

Keza mevzu Siyonist varlık olduğunda birçok alanda işlevi olmayan uluslararası hukukun, uluslararası sularda da işlevsiz kaldığını söyleyerek başlayabilirim. Benim de aralarında yer aldığım, 180 kişinin kaçırıldığı ve 22 gemimizin alıkonulduğu 29 Nisan gecesi, Siyonist varlık bizlere Gazze’den 650 deniz mili uzaklıktayken, yani henüz Yunanistan karasularına dahi varmamışken müdahale etti. 18 Mayıs gecesi başlayan son müdahale ise yine Gazze’den 350 deniz mili uzaklıkta gerçekleşti. Buradan şu sonuç çıkıyor: Siyonizm, Akdeniz’in herhangi bir noktasında uluslararası hukuku umursamaksızın korsanlık yapabileceğini bir kez daha deklare ediyor. Doğal olarak insanın aklına ilk şu soru geliyor: “Akdeniz’de 29 Nisan gecesi ve 18-19 Mayıs günleri böylesi bir askeri hareketlilikten özellikle Akdeniz’e kıyısı olan devletler nasıl haberdar olmaz?” Ben bireysel olarak tanık olduğum şeyi aktarayım. 29 Nisan gecesi, benim de içerisinde bulunduğum İdna (Ghea) gemimiz Siyonist varlık tarafından alıkonulmadan yaklaşık yarım saat önce Yunanistan sahil güvenliğine ait bir gemi yakınlarımızdan geçti. 1 Mayıs sabahı Girit’teki NATO limanına bırakıldığımızda, oradaki yetkililere 29 Nisan gecesi ne yaptıklarını sorduk. Cevapları “gözlem yapıyorduk” oldu. İnsan kaçakçılığını gözlemlemek! Bu, hükümetlerimizin suç ortaklığının çarpıcı örneklerinden bir tanesi herhalde.

Yine bu suç ortaklığının ve ikiyüzlülüğün bir başka örneği, 29 Nisan gecesi filonun 22 gemisi alıkonurken, soykırımı sürdürebilmesi için Siyonizme kaynak sağlayan, mühimmat taşıyan bir yük gemisinin yanımızdan geçişi idi.

Belirtmek istediğim bir diğer husus da şu. Siyonist varlık, Küresel Sumud Filosu katılımcılarından, hükümetlerimizden korktuğundan daha fazla korkuyor. Bizlere işkence uygulayabilecekleri bir gemi hapishanesi inşa etmiş olmaları, 29 Nisan’da kaçırdıkları filo katılımcılarına yaptıkları işkenceye karşı hükümetlerin sessiz kalmış olması ve devamında 18-19 Mayıs günleri kaçırdıkları arkadaşlarımıza çok daha yoğun bir işkence uygulamış olmaları… Siyonizm, filo katılımcılarına uyguladığı şiddetin boyutunu geçtiğimiz yıllara kıyasla bir hayli artırarak adeta bir gözdağı vermeye çalıştı. Çünkü hükümetler halihazırda Filistin’deki soykırıma sessiz kalarak Siyonizmle ilişkilerini sürdürürken, karşı tarafın en çok çekindiği şey dünya halklarının Filistin için seferber olması.

Trump’ın sahte barış planı çerçevesinde yine sahte bir ateşkes devreye sokuldu. Hedefiyse tarihinin en izole dönemini geçirmekte olan Siyonist varlığa can simidi uzatmak. Bir nevi soykırımın ve işgalin normalleşmesiydi hedef. Küresel Sumud Filosu olarak bu süreçte sürekli olarak vurgulamaya çalıştık: Sahte barış planı adı altındaki normalleşmeyi kabul etmiyoruz.

Küresel Sumud Filosu organizasyonu ablukayı kırmayı başaramadı ancak önemli bir farkındalık yarattı. Siz filonun amacına ulaştığını düşünüyor musunuz?

Evet, ablukayı kırıp insani yardım malzemelerini Gazze’ye ulaştıramadık belki ama farkındalık yaratmak, Filistin mücadelesinin yeniden dünya halklarının gündemi haline gelmesini mümkün kılmak bakımlarından önemli bir etki yarattığımızı düşünüyorum.

Tabii bunu değerlendirirken, politik konjonktürdeki değişiklikleri de gözardı etmemek gerekiyor. Geçtiğimiz yılki misyon yola çıkmadan evvel dünya halklarının Filistin ile dayanışmak adına çok ciddi seferberlikleri mevcuttu. Filo bu seferberliklerin üzerine yola çıkmış ve bu eylemlere bir itilim de kazandırabilmişti. Hatırlarsanız İtalya ve İspanya Devleti işçi sınıfları Filistin temasını merkeze alarak genel greve gitmişti ki aslında bu, mücadelelerde niteliksel bir sıçramaya işaret ediyordu. Ve tam da seferberliklerdeki bu sıçrayış emperyalizmi ve kapitalist hükümetleri ürküttüğünden -sonuçta Filistin ile dayanışmak için sokağa dökülen kitleler bir noktada suç ortağı ikiyüzlü hükümetlerini de hedef alıyordu- bir taktik değişikliğine gittiler. Kitlelerin tepkisini azaltabilmek için kapitalist hükümetlerin birçoğu peşi sıra Filistin Devleti’ni tanımaya başladı. Ama tabii ki Siyonist varlıkla ilişkilerini kesmeksizin! Demokratik gerici bir taktikle, kitlelerde Filistin için bir şey yapıyorlarmış yanılgısını oluşturup seferberlikleri dizginleyebildiler. Devamındaysa, yine aynı taktiğin bir parçası olarak Trump’ın sahte barış planı çerçevesinde yine sahte bir ateşkes devreye sokuldu. Hedefiyse tarihinin en izole dönemini geçirmekte olan Siyonist varlığa can simidi uzatmak; Siyonist varlığın soykırımı ve işgali “ateşkes” öncesine göre daha seyreltilmiş şekilde sürdürmesine olanak sağlamaktı. Yani bir nevi soykırımın ve işgalin normalleşmesiydi hedef. Keza biz de Küresel Sumud Filosu olarak bu süreçte sürekli olarak vurgulamaya çalıştık: “Sahte barış planı adı altındaki normalleşmeyi kabul etmiyoruz” dedik.

Seferberliklerin geri çekilmesi ve sahte ateşkesin devreye sokulması maalesef Filistin mücadelesini bu yıl gündemin arka sıralarına itmişti. Ki buna son dönemde emperyalist saldırganlığın tırmanışı da eklendiğinde Filistin’in önüne geçen birçok konu başlığı ortaya çıktı. ABD emperyalizminin Venezuela’ya müdahalesi, yine ABD emperyalizminin Siyonizm ile birlikte İran’a karşı başlattığı savaş ve Siyonizmin Lübnan’ı işgali gibi. Emperyalizm ve Siyonizm sıkışmışlığını aşabilmek adına “savaşa” yeni cepheler ekleyerek kitle hareketini paralize etmeye çalıştı. Bunda belki bir nebze başarılı da oldular. Ama ben son kertede bu saldırgan politikanın tırmanışının emperyalizmin hegemonya krizini aşmasını mümkün kılmadığı kanaatindeyim. Tabii bu daha uzun ve başka bir tartışmanın gündemi ama Küresel Sumud Filosu’nun 2026 misyonunun Filistin’i merkezine alarak bu emperyalist saldırganlığa karşı kitlelerdeki tepkiyi ortaklaştırabildiğini de düşünüyorum. Bizler Gazze yolundayken ya da Siyonist varlık tarafından kaçırılmışken bizlerle dayanışmak adına uluslararası alanda gerçekleştirilen eylemlere baktığınızda sadece Siyonizmin değil, ABD’nin, emperyalizmin ve kapitalist hükümetlerin politikalarının da teşhir edildiğini görüyorsunuz. Keza bugün Siyonizm halen “ateşkes” adı altında Gazze’yi bombalıyor, Lübnan’ı işgal etmeyi sürdürüyor.

Bizim açımızdan daha önemlisi, uluslararası kamuoyunun, Küresel Sumud Filosu katılımcılarına bu şekilde işkence edebilen Siyonizmin Filistin halkına neler yapmakta olduğu sorusunu kendisine daha fazla sorar hale gelmesi!

Yine farkındalık yaratılmasına vesile olan bir başka konu, Siyonizmin geçtiğimiz yıllara kıyasla Küresel Sumud Filosu katılımcılarına uyguladığı şiddetin dozunu bir hayli artırmış olmasıydı. Soykırımcı Ben-Gvir’in kendi eliyle paylaştığı videolar ve katılımcıların özgürlüklerine kavuşmalarının ardından verdiği demeçler işkencenin boyutunun anlaşılmasını sağladı. Ama bizim açımızdan daha önemlisi, uluslararası kamuoyunun, Küresel Sumud Filosu katılımcılarına bu şekilde işkence edebilen Siyonizmin Filistin halkına neler yapmakta olduğu sorusunu kendisine daha fazla sorar hale gelmesi!

Son olarak da şunu belirteyim. Filo olarak yola çıkarken hedeflerimizden biri de hükümetlerimizin suç ortaklığını ve ikiyüzlülüğünü teşhir edebilmekti. Bunun da en iyi yollarından bir tanesi Siyonist varlıkla sürmekte olan ekonomik ilişkilerin ifşa edilmesi ve kitlelerin hükümetlerine karşı harekete geçebilmeleri. Bu anlamda Barselona limanından yola çıkan gemilerimiz İtalya yolundayken karşılaştıkları, Siyonizme mühimmat taşımakta olan bir kargo gemisini teşhir edip yakınında eylem yaptılar. Benzer şekilde başka bir gemiyi teşhir edip eylem düzenlemeyi kararlaştırdığımız günün bir önceki gecesiyse Siyonizmin 29 Nisan müdahalesiyle karşılaştı filomuz. Bu örnekler şu açıdan önemli bence. Soykırımı, işgali durdurmanın, Filistin mücadelesini dışarıdan desteklemenin en önemli yollarından bir tanesi Siyonist varlıkla tüm ilişkilerin kesilmesi adına kendi ülkelerimizde seferber olabilmemiz. Örneğin filonun bu eylemi gerçekleştirmiş olması özellikle işçi sınıfının mücadeleci sektörleri üzerinde olumlu bir etki yarattı. Livorno’da liman işçileri Siyonizme yakıt taşıyan bir gemiyi engellemeye çalıştı, yine İtalya işçi sınıfı 18 Mayıs günü Filistin gündemini merkezine alarak greve gitti. Ama tabii asıl mesele bu örnekleri yaygınlaştırıp sürekli kılabilmek.

Küresel Sumud Filosu, Filistin mücadelesini dert edinen, soykırımı, işgali sonlandırmak, ablukayı yıkıp insani yardım malzemelerini Gazze’ye ulaştırmak gibi aciliyet barındıran bir dizi talep listesini kabul edip ortak hareket etme iradesi gösteren birçok farklı siyasi eğilimden katılımcıyı barındıran bir eylem birliği.

Tüm dünyadan farklı siyasi eğilimleri barındıran ama Gazze’deki ablukayı kırma ortak hedefi noktasında birlikte hareket edilen bir organizasyondu Sumud. Türkiye’de sosyalist hareketin bu sürece yeterli katkıyı sunduğunu düşünüyor musunuz? Daha fazla neler yapılabilir?

Yukarıda aktarmaya çalıştığım gibi Küresel Sumud Filosu oldukça geniş bir eylem birliği. Filistin mücadelesini dert edinen, bu mücadelenin içerisinde yer almakta olan ve soykırımı, işgali sonlandırmak, ablukayı yıkıp insani yardım malzemelerini Gazze’ye ulaştırma talepleri gibi aciliyet barındıran bir talep listesini kabul edip, ortak hareket etme iradesi gösteren birçok farklı siyasi eğilimden katılımcıyı barındıran bir eylem birliği. Sendikalardan, sosyalist partilerden, feminist hareketten, ekoloji hareketinden, İslami görüşü benimseyen gruplardan, liberalizm savunucularından ve saymayı atlamış olabileceğim birçok kesimden katılımcı mevcut. Ve bu katılımcıların tamamı oldukça önemli fedakârlıklarla bu sürecin içerisinde yer alıyor.

Ben Türkiye’den iki senedir üst üste organizasyonun içerisinde yer alan bir devrimci Marksist olarak şunu söyleyebilirim ki, sosyalist hareket ve mücadeleci sendikalar maalesef sürece yeterli katkıyı sunmuyor. Geçtiğimiz yıl ile kıyaslarsak bu seneki misyonu daha fazla sosyalist grup gündemine aldı ki bu oldukça önemli bir adım bence. Keza bu yıl filoda yer almak için başka sosyalist partilerden mücadele dostlarım da başvuru yaptı. Ve eğer ki Siyonizmin 29 Nisan gecesi gerçekleşen, 22 gemimizi yitirmemizle sonuçlanan, beklediğimizden çok erken müdahalesi olmasaydı, bu dostların bir kısmı Marmaris’ten yeniden hareket eden gemilerde de yer alabileceklerdi yüksek olasılıkla. Bunlar önümüzdeki süreçte planlanabilecek yeni filo organizasyonlarında Türkiye’den başka sosyalist partilerden de katılımın örgütlenebilmesi açısından önemli diye düşünüyorum.

Türkiye’de sosyalist hareketin ve mücadeleci sendikal güçlerin hem Filistin mücadelesini daha fazla gündemde tutması hem de son iki yıldır Filistin için gerçekleştirilen en büyük uluslararası eylem birliğine daha duyarlı olması gerektiğini düşünüyorum.

Ama genel anlamıyla filonun, sosyalist hareketin ve mücadeleci sendikaların gündeminde tuttuğu yer itibarıyla değerlendirmemin olumsuz olduğunu söyleyebilirim. Bu tabii ki uzun bir politik tartışmanın konusu ama kısa tutmaya çalışarak şunları söyleyebilirim.

Benim gözlemime göre, sosyalist hareketin bir kesiminde filonun içerisinde yer almanın ya da filoya destek vermenin AKP’ye yarayacağı yönünde ve bence oldukça yanlış olan bir politik algı mevcut. Küresel Sumud Filosu organizasyonu halihazırda kendisini tüm hükümetlerden bağımsız tutan bir organizasyon. Örneğin, hiçbir ülkenin hükümetinin, filoya limanını açmış olması nedeniyle, Siyonist varlıkla sürdürmekte olduğu diplomatik, askeri, ekonomik, akademik ilişkileri görünmez kılınmıyor. Keza limanlarını açan hükümetler aslında tam da tabandan gelen basıncın etkisiyle böyle bir tutum alıyor. Ama diyelim ki AKP filoyu kendi yararına kullanmaya çalıştı; açıkçası bu da sürdürülmesi gereken bir başka politik mücadelenin konusu. Sonuçta Siyonist varlığın enerji ihtiyacının yüzde 30’unun Türkiye’den gittiği ve Kürecik ile İncirlik üslerinin Siyonizme kalkan vazifesi gördüğü aşikâr.

Bir de şunu düşünmek gerekiyor bence. Sonuçta filo ablukayı yıkmak için yola çıkıyor ve özünde en temel politik hedefi Siyonist varlığın zayıflatılabilmesi. Ve Siyonist varlığın zayıflatılması doğrudan bir şekilde emperyalizmin, suç ortaklarının ve ikiyüzlü hükümetlerin zayıflatılmasıyla da eşanlamlı.

Son olarak, Türkiye’de sosyalist hareket ve mücadeleci sendikal alanda en zayıf olduğumuz konu eylem birliği bence. Filo konusu da bunun bir örneği. Eylem birliği nedir, neden ve nasıl yapılır sorularına verilen cevaplar o denli farklılık gösteriyor ki Türkiye’nin içerisinden geçmekte olduğu çoklu kriz ortamında dahi tam anlamıyla bir eylem birliği inşa edilemiyor.

Filo meselesine geri dönecek olursak, Gazze’de abluka sürdükçe, soykırım ve işgal devam ettikçe yeni planlamaların düşünüleceğini söyleyebiliriz. Türkiye’de sosyalist hareketin ve mücadeleci sendikal güçlerin hem Filistin mücadelesini daha fazla gündemde tutması hem de son iki yıldır Filistin için gerçekleştirilen en büyük uluslararası eylem birliğine daha duyarlı olması gerektiğini düşünüyorum.

Bu mücadelede dünya işçi sınıfının rolünün artması ise kilit önemde. İtalya liman işçileri bu anlamda öncü bir role sahip. Filistin mücadelesini ana gündem maddesi haline getirerek geçtiğimiz yıl iki, bu yıl ise bir genel grev örgütleyebildiler.

Filistin mücadelesi bugün başka hangi araç ve yöntemlerle desteklenmeli? İtalyan liman işçilerindeki gibi örnekler nasıl daha fazla yaygınlaşabilir?

Bu konuda en önemli mesele, suç ortağı ve ikiyüzlü hükümetlerimiz Siyonist varlıkla tüm ilişkilerini kesene ve Siyonist varlığa tam ambargo uygulayana dek mücadeleyi sürekli kılmanın olanaklarını araştırmaktan, tartışmaktan geçiyor. Bu mücadelede özellikle dünya işçi sınıfının rolünün artması ise kilit önemde. Dediğiniz gibi İtalya liman işçileri bu anlamda öncü bir role sahip. Filistin mücadelesini ana gündem maddesi haline getirerek geçtiğimiz yıl iki, bu yıl ise bir genel grev örgütleyebildiler. Bunun İtalya’daki Taban Sendikaları Konfederasyonu’nun Filistin meselesini sürekli gündemde tutması, limanlarda Siyonist varlığa malzeme taşıyan gemileri engelleme girişimleri ve tüm bu mücadelenin bürokratik sendikalarda da yarattığı basıncın bir sonucu olduğunu görmemiz gerekiyor. Yani mesele bir eylem yapıp geri çekilmek ya da Filistin mücadelesinin belirli tarihsel günlerinde görünüp sonra kaybolmak değil; mücadelenin sürekliliğini kılmak.

Evet, belki Türkiye’de sendikal hareket olarak maalesef bu düzeyde değiliz. Ama bir yerinden başlanabileceğini akılda tutmak gerek. Hele ki Siyonist varlığın enerji ihtiyacının yüzde 30’u bu ülkeden geçiyorsa!

Hepinizin bildiği üzere, bu yılki filoya Türkiye’den Hak-İş ve Memur-Sen konfederasyonlarından yönetici düzeyinde katılımcılar oldu ve bu oldukça önemli bir adım bence. Ama tabii ki her adım, ilerletilmek zorunda olan bir sonraki adım mümkün kılınırsa kıymetli. Çünkü Filistin mücadelesinin ihtiyaçları, bu seferberliği tabana yayabilmekten, özellikle Siyonist varlığı zayıflatmak adına kilit rolü olan sektörleri seferber edebilmekten geçiyor. Ve halihazırda birçok sendikanın bünyesinde faal olan Filistin komisyonlarının da olduğunu biliyoruz. Aklıma gelen ilk başlangıç noktası olabilecek mesele, konfederasyon ayrımı yapmaksızın, Filistin meselesini gündeminde tutan, komisyonu olan tüm sendikaların ve meslek odalarının bir araya gelebilmesini mümkün kılmak. Belki ben de üzerine daha etraflıca düşünsem daha başka bir önerinin daha işlevsel olabileceğine ikna olurum. Ama demeye çalıştığım şey tam da bu, üzerine daha fazla kafa yormak.

Mesele bir eylem yapıp geri çekilmek ya da Filistin mücadelesinin belirli tarihsel günlerinde görünüp sonra kaybolmak değil; mücadelenin sürekliliğini kılmak.

Keza bir dönem üniversitelerde kampüs işgalleri de Filistin mücadelesiyle uluslararası dayanışmanın itici güçlerinden olmuştu. Bu işgal deneyimleri bazı ülkelerde kalıcı üniversite koordinasyonlarının yaratılmasını mümkün kılsa da birçok ülkede sönümlendi maalesef. Ancak seferberliklerin yükseliş dönemini kalıcı bir zemine oturtmanın önemini göstermeleri bakımından bu örnekler de oldukça kritik.

Son sözlerimi şöyle toparlamaya çalışayım. Nehirden denize özgür bir Filistin sağlanana dek araçlar da taktikler de eylem birlikleri de değişkenlik gösterebilir, göstermelidir de. Ama laik, demokratik ve ırkçı olmayan tek bir Filistin’in inşası, Siyonist varlığın yıkılmasından, onun yıkılması ise kapitalist hükümetler Siyonizm ile tüm ilişkilerini kesene ve İsrail’e tam ambargo uygulayana dek bizlerin kendi ülkelerimizde seferberliği sürekli kılmamızdan geçiyor.

Sürece ilişkin aktarım ve değerlendirmeleriniz için teşekkür ederiz.

UIT-CI

UIT-CI

Recommended

Küresel Sumud Filosu katılımcısı Görkem Duru: “Sahte barış planı adı altındaki normalleşmeyi kabul etmiyoruz”

Küresel Sumud Filosu katılımcısı Görkem Duru: “Sahte barış planı adı altındaki normalleşmeyi kabul etmiyoruz”

6 saat ago
Kürt halkına dönük tüm saldırı girişimlerinin karşısındayız!

Kürt halkına dönük tüm saldırı girişimlerinin karşısındayız!

4 ay ago

Popular News

    • #5596 (başlık yok)
    https://twitter.com/uitci

    http://uit-ci.org

    No Result
    View All Result
    • #5596 (başlık yok)

    http://uit-ci.org

    Welcome Back!

    Login to your account below

    Forgotten Password?

    Create New Account!

    Fill the forms bellow to register

    All fields are required. Log In

    Retrieve your password

    Please enter your username or email address to reset your password.

    Log In
    Are you sure want to unlock this post?
    Unlock left : 0
    Are you sure want to cancel subscription?
    • Español (İspanyolca)
    • English (İngilizce)
    • Türkçe